ALEVİ BEKTAŞİ İNANCINDA “ KIRKLAR MECLİSİ, ALLAHIN ASLANI VE SEMAH “ KAVRAMLARI

ALEVİ BEKTAŞİ İNANCINDA “ KIRKLAR MECLİSİ, ALLAHIN ASLANI VE SEMAH “ KAVRAMLARI

Çorum ve yöresi başta olmak üzere Anadolu’nun birçok bölgesinde “Kırklar” olgusu bilinçaltımızın en mistik köşesinde mukaddes bir sır gibi saklıdır. “Kırklar Dağı” ilimizin güney batısına düşen yüksek bir mevkidir. Merkeze bağlı Seyfe köyünde “Kırklar Türbesi “ bulunmaktadır. Dara düştüğümüzde gönülden edilen feryatlarımız hep “Üç” leri, “Beş”leri gerçek erleri ve hep kırklara seslenir.. (*) İslam inancının Türkmen yorumu yada Anadolu sentezi de denilebilen Alevi-Bektaşilikte “Kırklar” mitosunun önemli bir yeri bulunmaktadır. Cem ibadetlerinin hemen hepsinde “Kırklar Muhabbeti” geçmektedir. Allahın Aslanı İmam Ali efendimizin kim olduğunu iyice kavrayabilmek ve gerçekleşen “Cem İbadeti” ve içerisinde yer alan Semah’ın nereye nasıl dayandırıldığını bilmek için bu mitos önem arz etmektedir. Bugüne dek yaptığım radyo söyleşilerinde ve gözlemlediğim Ayin- i Cemlerde bütün ‘dede’** lerin ifadesinde genel kabul görmüş ortak öykü aşağı yukarı benzerdir. “İki cihan güneşi Hazreti Muhammed Mustafa, Mirac'a giderken, yolda önüne bir aslan çıkar. Aslan yol üzerine serilmiş yatmış ve önünü kesmiştir. Asabiyetle kükreyen bir haldedir. Ve o an, ''Amcam oğlu Ali, şimdi burada olsa idi bu aslanın hakkından gelirdi" diye düşünür. Bu sırada bir ses gelir gökyüzünden. Peygambere parmağındaki yüzüğünü (hatemini) aslana vermesi istenir. Ve yüzüğünü çıkarır aslanın ağzına uzatır. O an aslan sakinleşmiştir. Ve uysal bir halde yolu üzerinden çekilmiştir.” Peygamberimiz, ‘’Sıtret ül Münteha’* ya erişmiştir. Dost dosta kavuşmuştur. Doksan bin kelam söylenmiştir. İnanışa göre bunun otuz bini Şeriat, otuz bini Tarikat, otuz bini ise Hakikattir. Miraç'ta Hz. Muhammet'e; süt, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, süt sevgiye elma ise dostluğa işaret eder. Döndükten sonra Resulullah , Ashab-ı Suffa'nın*** kapısına varır. Gördükleri onu meraklandırır. Çünkü “Kırklar” orada sohbet etmektedir. İçeriye girmek ister ve usulca kapıya vurur. İçeriden toplu halde ''Kimsin" sesi yükselir. ''Nedir istediğin" İki cihan güneşi “Ben peygamberim. Açın kapıyı. İçeri gireyim, siz erenler ile dem-i didar görelim" der. İçerdekiler:" Bizim aramıza peygamber sığmaz. Peygamberliğini var ümmetine eyle" derler. Peygamber hazretleri bunu işitip hemen geri döner. Hak Tealadan ol vakit ses gelir ki, ''Ya Muhammed, ol kapıya var..." Resulullah o sesi işitip derhal geri döner. Yine gelir. Ol kapının halkasına vurup kapıyı tıklatır. İçeriden tekrar yine toplu halde ''kimsin" sesi yükselir.. Hazreti Muhammed de ..” Ben Resulüm...Açın kapıyı, içeri gireyim, mübarek cemalinizi göreyim" der. İçeridekiler: ''Bizim aramıza Resul sığmaz ve hem bize gerek değildir" derler. Resulullah Aleyhisselam bu sözü işitince tekrar geri döner. Ve hakka diler ki feraget gele, kendi makamına geri sakin ola. Bu esnada Tanrı'dan Peygamber in kulağına aynı ses erişmiştir; ''Ya habibim, var yine o kapıya, o meclise dahil ol. Nere gidersin, dön geri." ''Seyyid geri döner. Gelir ve o kapının halkasına tekrar el vurur. İşaret eyler." Yine dönüp geldiğini bildirir. Bu kez yine içeriden ''Kimsin'' sesine karşılık Resulullah "Sirril kayyum, hadimül fıkarayım.:"Yani yoksulların hizmetçisi olduğunu söyler. Peygamberin o esnada "Ene biatihim, Ene miskinim, ene fıkarayım" dediği de rivayet olunur... Bu, ''Yoksulum, sizlerden birisi ve sizlere uyanım" anlamına geliyor.. Meclis halinde toplanmış olan Kırklar "Merhaba ! Ehlem ve Sehlen'' der. Yani, Hoş geldin, kadem getirdin, gelmekliğin mübarek olsun" Resul hazretleri bismillah deyip ol kapıdan içeri girer. Yine dedelerimizin beyanı ve rivayete göre evvela sağ ayağını basmıştır. İçeri girince mekanda bulunanlara şöyle bir bakmış ve görmüştür ki otuz dokuz sahabe otururlar.. Tam 39 kişi vardır. Üstelik bu meclis kadın ve erkeklerden oluşmuştur. Bunların 22'si erkek 17'si kadındır. Muhammed Mustafa ya yer gösterilir. O'da gösterilen yere oturur. Hz. Ali'de meclistedir. Muhammed Aleyhi selam tesadüfen Ali efendimizin yanına oturur. Kulağına eğilerek sorar. "Size kimler denir" der. "Bize Kırklar denir" diye yanıt alır. Miraçlama adlı deyişte şöyle geçiyor; …”Canım size kimler derler Şahım bize Kırklar derler Cümleden ulu yolumuz Eldedir külli varımız..” (Hatayi) "Ama burada 39 kişi saydım" der. "Selman-ı Pak Can Şeydullahtadır "denir. …Madem size kırklar derler nedendir eksik biriniz” Selman Şeydullah’a gitti ondandır eksik birimiz” Selman Şeydullah’tan geldi hü deyip içeri girdi..” (Hatayi) "Peki sizin ulunuz, büyüğünüz, küçüğünüz kim" diye sorar. Hz. Muhammed’e gelen yanıt şöyle olur: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir..” Bunun üstüne Muhammed Mustafa meclisten bunu kendilerine kanıtlamalarını söyler. O sırada Aliyel Mürteza efendimiz kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "destur" diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. Kırkıncı canın bir damla kanı da pencereden içeri gelir. Bu ise Selman-ı Pak'ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, Şeydullahtan dönüşte bir üzüm tanesi getirmiştir. O'nu Hz. Muhammede verir ve bölüştürmesini ister. Muhammed Mustafa verilen kapta üzüm tanesini ezer, çıkan demin adı “Engür Şerbeti” dir. Meclisteki kadın-erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. "Ya Allah" deyip semah dönerler. ”.Muhammed de bile girdi kırklar ile semaha Muhammed de coşa geldi tacı başından attı. Çevresin kırk pare bölüp sarıldılar. Kırklara muhabbet de galip oldu, Yol-erkân yerin aldı, Muhammedi gönderdiler. Hatırlar oldu sefa..”( Hatayi) Hz. Muhammed de onlara katılır. Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammed in başından tacı, sarığı (imamesi) düşer. Kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar. Peygamberimiz dönüşte ümmetine anlatırken yaşadıklarını içeriye bir anda Hazreti Ali girer. Peygamberin önüne ağzından çıkardığı yüzüğü koyar. ..”Muhammed evine gitti. Ali hakk’ı tavaf etti. Hatemi önüne koydu dedi: “Saddaksın Mürteza evveli sen âhiri sen bâtını sen zâhiri sen cümle işler sana bağlı” dedi: “Şâh-ı evliya şah Hatayim vâkıf oldu” bu sırrın ötesine hakk’ı inandıramadı özü çürük ervaha.(Hatayi) Bu olaydan sonra Evliyalar Şahına Allah'ın Aslanı denilmiştir.. “Kırklar Meclisi, Allahın Aslanı ve Semah” kavramlarının işlendiği bu anlatı kutsal bir öykü niteliğindedir. İlk Semahı peygamberimiz kırklar meclisinde Aliyel Murteza ile dönmüştür.. Ve semah asla seyirlik bir oyun değildir.. Nuru Nebi Keremi Ali Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaşı Veli Semah hakkında şöyle söylemişlerdir.. Haşaki bizim Semahımız oyuncak değildir. O bir aşk halidir. Salıncak değildir. Her kim ki semahı bir oyun sayar onun namazı kılınır değildir.. Safevi Türkmen Devleti hükümdarı ve aynı zamanda Alevi Bektaşi inancında yedi ulu ozan içerisinde bulunan Şah İsmail Hatayi “Miraçlama” adlı deyişinde bütün bu olanları ne kadar güzel işlemiş.. Dilde dilekleriniz, gönülde muratlarınız kabul ola.. Umutlakalın.. Geldi çağırdı Cebrail Hak Muhammed Mustafa’ya Hak seni Mirac’a okur Dâvete Kadir Hüdaya. Evvel emânet budur ki Piri, rehberi tutasın Kadim erkâna yatasın Tariki müstakiyme. Muhamed sükuta vardı Vardı Hakk’ı zikreyledi Şimdi senden el tutayım Hak buyurdu vedduha. Muhammedin belin bağladı Anda ahir Cebrail İki gönül bir oluben Hep yürüdüler dergâha. Vardı dergâh kapısına Gördü orda bir arslan yatar Arslan anda hamle kıldı Korktu Muhammed Mustafa. Buyurdu Sırr-ı Kâinat Korkma Yâ Habibim dedi Hatemi ağzına ver ki Arslan ister bir nişane. Hatemi ağzına verdi Arslan orda oldu sakin Muhammed’e yol veruben Arslan gitti nihaneye. Vardı Hakk’ı tavaf etti Evvela bunu söyledi Ne heybetli şirin varmış Hayli cevreyledi bize. Gördü bir biçare derviş Hemen yutmak diledi Ali yanımda olaydı Dayanırdım ol Şahıma. Gel benim sırr-ı devletlim Sana tabiyim ey habibim Eğiliben secde kıldı Eşiği kıblegâhına. Kudretten üç hon geldi Sütü elma baldan aldı Muhammed destini sundu Nuş Etti Azametullaha. Doksan bin kelam danıştı İki cihan dostu dostuna Tevhidi armağan verdi Yeryüzündeki insana. Muhammed ayağa kalktı Hep ümmetini diledi Ümmetine rahmet olsun Anda dedi kibriya. Eğiliben secde kıldı Hoşkal sultanım dedi Kalkıp evine giderken Yol uğrattı kırklara. Vardı kırklar makamına Oturuben oldu sakin Cümleside secde kıldı Hazreti Emrullaha. Muhammed sürdü yüzünü Hakka teslim etti özünü Cebrail getirdi üzümü Hasan Hüseyin ol Şaha. Canım size kimler derler Şahım bize Kırklar derler Cümleden ulu yolumuz Eldedir külli varımız. Madem size Kırklar derler Niçin noksandır biriniz Selman şeydullaha gitti Ondandır eksik birimiz. Cümleden ulu yolumuz Eldedir külli varımız Birimize neşter vursan Bir yere akar kanımız. Selman şeydullahtan geldi Hü deyip içeri girdi Bir üzüm tanesini koydu Selmanın keşkullahına. Kudretten bir el geldi Ezdi bir engür eyledi Hatemi parmakta gördü Uğradı bir müşkül hale. Ol şerbetten biri içti Cümlesi de oldu hayran Mümin müslüm üryan büryan Hep girdiler semaha. Cümlesi de el çırpıben Dediler ki Allah Allah Muhammed bile girdi Kırklar ile semaha. Muhammed’im coşa geldi Tacı başından düştü Kemeri kırk pare oldu Hepsi Sardı Kırklara. Muhabbetler galip oldu Yol erkân yerini aldı Muhammed’e yol göründü Hatırları oldu sefa. Muhammed evine gitti Ali Hakkı tavaf etti Hatemi önüne koydu Dedi saddaksın Yâ Ali! Evveli sen ahiri sen Zahiri sen bâtını sen Cümle sırlar sana ayan Dedi Şah-ı Evliya Şah Hatayi ’m vakıf oldum Ben bu sırrın ötesine Hakkı inandıramadım Özü çürük ervaha (*)Üçler : Hakk, Hz. Muhhammed ve Aliyel Murtezadır. Beşler : Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz.Fatıma, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyindir. Yediler : Yedi ulu aşıklardır. Hatayi, Nesimi, Fuzuli, Kul Himmet, Virani,Yemini ve Pir Sultan Abdal dır. On iki İmamlar : İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidin, İmam Muhammed Bakır, İmam Caferi Sadık, İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki, İmam Aliyül Naki, İmam Hasan el Askeri ve İmam Muhammed Mehdi ül Sahibül Zaman dır. Kırklar : Alevi Bektaşi inancına göre Yüce Allahın ruhları yarattığında yaratılan, her devir ve zamanda yeryüzünde bulunduklarına inanılan ermişlerdir. Bu kırk ermiş dünyanın çeşitli zamanlarında insan suretinde yeryüzüne gelmişler, ölümlerinden sonra da değişik donlarda ( başka kimlikte ) yaşadıkları ve dünya durdukça da yaşacakları kabul edilmektedir. Kırkların 23 ü erkek 17 si kadındır. Hiçbir kaynakta kırkların isimleri bulunmamaktadır. * Sıtretül Münteha : Yedinci gök. Semada Cebrail aleyhiselamın en son gidebileceği, bir adım daha gidersem yanarım dediği bir makamdır. Necm Suresi 13.- 14. And olsun onu bir başka defa da Sıtretül Münteha nın yanında gördü. Ayetinde bahsedilen makam. Sıfat aleminin son durağı. ** Dede : Alevi toplumunun inançsal önderidir. *** Ashab ı Suffa : Peygamberimiz döneminde sahabilerin ilim tahsilinde bulunduğu yerdi. Buradaki ilim tahsil edenlerle bizzat Pegamberimiz ilgilenmiştir. Halkta buradaki ilim tahsil eden talebelerin yeme içme ihtiyaçlarını karşılamaktaydı. Suffa; avlu, gölgelik gibi manalarda kullanılıyor. Mescid-i Nebevi'in avlu ve gölgeliğinde yatıp kalktıkları için orada kalan fakir ve bekar muhacirlere “Ashab-ı Suffa yada Suffalılar” adı verilmişti.

Anahtar Kelimeler
Yorum Yaz