ÇORUMDA TARİKİ BEKTAŞİYAN İZLERİ ( 2 )

ÇORUMDA TARİKİ BEKTAŞİYAN İZLERİ ( 2 )

Sevgili dostlarım; Çorum elinin dört bir köşesi abdalların türbeleri ile doludur. Abdal; gezgin, hak dostu anlamında kullanılan bin yıllık bir deyimdir. Urum Abdalları olarak bilinen ve çoğunluğu Türk yurdu Horasan diyarından sökün eden bu evliyaları çağlayarak akan coşkun bir ırmak gibi düşünmelidir. Dağlar ovalar aşarak dolanan bu ırmak, geçtiği bütün yerlere hayat verir. Yeşile kesmiş bereket fışkıran güzellikler bu ırmağın suyu ile can bulur. İnsana ve tabiata kaynaklık eden bu can suyunun membaı ise Hünkâr Hacı Bektaş Velî dir. Anadolu coğrafyasının Türk dili ve İslam dini ile tanışması silahlı savaşlardan çok gönül erlerinin fetihleri ile mümkün olmuştur. Rum nüfusun yoğun olarak yaşadığı bu yerlere o vakitler boy ve kavim olarak geldiğimiz yörelerde Anadolu değilde Rum ülkesi, Rum diyarı yada Rum eli olarak hitap ediliyordu. Urum diyarını irşad etmekle görevlendirilen gezgin Türk bilgelerine de Urum Abdalları denilmesi bu yüzdendi. Çoğunlukla Çorum yöresinde metfun bilgeler Bektaşi öğretisi ile donatılmış ulu kişilerden oluşur. Osmancıktaki Koyunbaba Hacı Bektaş Velinin halifesidir. Nitekim Oğuzlar İlçesindeki Kara Donlu Can Babada öyledir. Kızıl ırmak boylarında söylencesi halen dilden dile dolaşan Mehmet Dede müsahibi – Yol kardeşi – Hasan dede ile Hacı Bektaş Velinin ışığından beslenmişlerdir. Teslim Abdal dan Hüseyin Gazi ye Abdal Ata dan Balım Sultan’a Seydim Sultan’a her karış toprağı bu aydınlık yüzlerin ışıltısı ile göz kamaştıran bir kültür hazinesi olan ilimiz çok şanslıdır. İnsanı kâmil olmanın erdemini gururla taşıyan bu erler çok sevilmiştir. Birden fazla yerde farklı mekânlarda kabirlerinin olması işte bu yüzdendir. Her birinin anısı yüzlerce yıldır anlatıla gelen kerametleri ile halâ gönüllerde yaşatılmakta içten büyük bir saygı ile diri tutulmaktadır. Obruk Barajının kenarına bir inci misali dizilmiş güzel köylerin arasından gidilir Oğuzlar İlçesine. Kilometrelerce uzunlukta uçsuz bucaksız bir derya misali dağların içinden uzanan Obruk baraj gölü, Kara Donlu Can Baba dan aldığı öğütle sakin ve bilge bir sükuneti de taşır. Oğuzlar, ceviz ağaçlarının serin gölgesi, burcu burcu kokan kekik ve türlü çeşit şifalı bitkilerin arasında saklı bir sır gibi durmaktadır yamaçlarda. Bu ilçe büyük zâtın kolları altında güven içinde huzur doludur. Karadonlu Can Baba evladı Resul, Seyyid-i saadattır. On iki İmamlardan İmam Musa-i Kazım evlatlarındandır. Türbesinin Oğuzlar İlçesinde olduğu bilinmekle beraber aynı zamanda Kütahya’nın Gediz İlçesi Akçaalan beldesinde de ziyareti mevcuttur. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Velayetnamesinin 38-39-40-41- ve.43. sayfaları Can Baba’yı şöyle anlatır. …”O vakit Hacı Bektaş, Suluca Kara höyük’te, Kadıncık Ana nın evindeydi. Kerameti her tarafa yayılmıştı. Her yandan mürit, muhip akıp geliyordu. Günlerden bir gün Hacı Bektaş’ı görmeye biri gelmişti. Engine kara elbise, başına kara bir külah giymiş, üstüne kırmızı sarmıştı. Geldi, Hünkar, ın elini öptü, ayaklarına düştü, yoksulum dedi, ey gerçek er, bana safânazar, himmet et. Hünkâr, adın ne dedi Gelen er, “Can Baba . dedi Hünkâr, gözünü, sırtını sıvazladı. Nasibini verdi. Erin bakışı kimyadır, kara top rağa basar altın olur. Can Baba,ya da sefa-nazar. dedi, bizden nasibini aldın. Seni Tatar Han’ı Kavus Han’a gönderiyorum. Korkma, git, vilayet ten, kerametten ne isterlerse göster, seninle beraberiz onlara de ki, sünnet olup imana gelmedikçesana, Rum ülkesine girmeye yol yoktur. Can Baba, Hacı Bektaş’ın emriyle yola düştü.Kavus Han’a rastladı. Göçün önüne durup nereye gidiyorsun? Buradan ileri yol yok size, ancak sünnet olur, imana gelirseniz o başka dedi. Can Baba’nın sözünü Kavus Han’a haber verdiler. Kavus Han emretti. Göçü kondurdular. Karadonlu Can Baba ‘yı, Han’ın huzuruna götürdüler.Han, dedi, sözün nedir? Can Baba, sünnet olup imana gelmezseniz, size bundan ileriye yol yok dedi. Kavus Han,ın babası, yanına ulu bir keşiş katmıştı. O keşişi çağırdı, - “Ey dinimizin ulusu.” Dedi. “ Gör bak, şu gelen kimse ne diyor, sen de işit.” Karadolu Can Baba, aynı sözleri, keşişin önünde de söyledi. Kavus Han, “Ey dinimizin ulusu.” Dedi. “Bu dervişin sözüne ne dersin? Keşiş, “Cevabı hem kolay dedi, hem de şu: -“ Bu adamı sınarız . Zoru da şu: “Eğer üstün olursa dinimizi bırakıp bunun dinine girmemiz gerek. Kavus Han, “Sınarız da üst olursa elbette dinimizi bırakıp bunun dinine gireceğiz, hüküm, olanındır, yalnız bunu nasıl sınayacağız ?” dedi. Keşiş, bir büyük kazan içine girsin ağzına dek su doldurun. Kapağını sıvayın, üç gün altında kızgın ateş yakın. Üç gün kaynatın. Sözü doğruysa bir şey olmaz. Bunun dinine gireriz. dedi. Kavus Han bu sözden hoşlandı. İyi bir tedbir buldum. Yalancıysa helak olur. Kurtuluruz.” Dedi. Sonra dönüp Karadonlu Can Baba,ya . -“Ne dersin.” dedi, “Razı oluyor musun? Karadonlu Can Baba, -“Evet dedi. “Razıyım. Fakat ölmez de sağ çıkarsam müslüman olur musunuz? Kavus Han, -“Ne var ki.” dedi. Ortaya büyük bir ziyafet kazanı getirdiler. İçini suyla doldurdular. -“Gel. Gir” dediler. Karadonlu Can Baba, iki bir demeden kazanın içine girdi. Su doldurdular. Kapağını kapattılar. Dört yanını sağlamca sıvadılar. Altına büyük bir ateş yaktılar. O tarihte, o gün, Hacı Bektaş, Kadıncık Ana,nın evinde oturmaktaydı. Sarı İsmail’e “Saçım uzamış. Dedi. “Dışarıya çıkalım da beni tıraş et. Sarı, taşı usturayı aldı. Hünkârla beraberdışarıya çıktı. Köyün alt ucunda, öyüğe bir yerde oturdular. Hünkar, Sarı ‘ya ; -“ Haydi. Dedi. Tıraşa başladı. Sarı, Hünkar’ın saçını tıraş etmeye başladı. Tam başının yarısını traş etmişti ki Hünkâr, -“Yeter.” Dedi. Sarı İsmail tıraştan el çekti. Hünkar kalktı. Bir yere vardı. Eliyle yeri kazdı. “Ak pınarım. Ak pınarım. Ak pınarım.” dedi. Üçüncü defasında, Hünkâr’ın vilayetiyle yerden, arı duru bir su çıktı. Öyüğe doğru akmaya başladı. Hünkâr, ak pınarım diye neden üç kere söylettin.? Bir kere söylediğimiz yetmez miydi.? Ne diye gelip yetişmedin.” dedi. Sarı der ki, kulağımla işittim. Hünkâr bu soruyu sorunca sudan bir ses geldi. Su diyordu ki: “Erenler Şahı. İlk defa söylediğimiz zaman Horasan’dan Nişabur şehrinden aktım. Erciyese geldim. İkinci emrinizde Erciyes’i yedi kere tavaf ettim. Üçüncü buyruğunuzda, eştiğiniz yerden çıktım..” Hünkar, pınarı bu cevabından sonra “Sarı” buyurdu. “Bu pınar, Horasanda bizimle beraberdi. Nerede ne vakit ihtiyacımız olsa, gel derdik, gelirdi. Şimdi de Gel dedik, geldi, nefesimizi kırmadı. Kim bu pınardan yıkanırsa cehennem ateşinde yanmasın..”Hünkar, mübârek eliyle sudan alır. Civarına serperdi. Serptiği buğu çıkardı. Göğe ağardı. Sarı, bu hali görüp Hünkar’a Ece dedi. O civar halkı Hünkar’ı Ece diye anarlardı. Bu söz , Oğuz dilinde ‘Eren, Evliya.’ demektir. Sarı, taştan, topraktan buğu çıkmasına şaştı. Soğuk suyu şu taşlara saçıyorsunuz, buğu çıkıyor dedi Hünkar, “Evet”. dedi, Karadonlu Can Baba’yı Han, kazana koyup kaynatıyor, onun suyunu iyi leştiriyorum. BURÇAK BURÇAK TERLEMİŞ Biz gelelim gene sözümüze. Kavus Han, Karadonlu Can Baba’yı üç gün, üç gece kaynattı. Dördüncü günü Tatar beyleri ve uluları, Han’a gelip dediler ki; “O kazana koyduğun bir adamdır. Demir olsa erir giderdi. Gelin, açalım görelim, hali ne olmuş. Hep birden kazanın yanına geldiler. Han emretti, kapağını açtılar. Bir de gördüler ki Karadonlu Can Baba, kazanın içinde bağdaş kurmuş, oturmada , burçak burçak da terlemiş. Kavus Han emretti, “Baba’yı kazandan çıkardılar. Han, keşişe “Ne dersin.” dedi. Keşiş, “Bu kadarla olmaz.” Dedi. Emanet askerine, bir yazıya odun yığsınlar, ataşa versinler bu ateşe girsin. Yanmazsa dinine gireriz. Kavus Han, Karadonlu Can Baba’ya; Ne dersin.?” dedi. Karadonlu Can Baba, - “Pekala. Fakat, yanmayıp çıkarsam. Sözümü tutup imana gelecek misiniz?” diye sordu. Kavus Han’la yanındakiler, “Evet” dediler. Han emretti. Bir yazıya pek çok odun yığdılar. Öylesine ki bir yanında duran atlı öbür yanında görünmezdi. Odunu ateşlediler. Isısından kimse, yö resine varamıyordu. Kavus Han, -“Gel derviş.” Dedi. “Bu ateşe gir. Biz de sözümüzde duralım. Karadonlu Can Baba, -“Beni dedi, size rûm erenlerinin ulusu Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî gönderdi. Onun izniyle geldim. Sizi Müslümanlığa davet ettim. Siz beni kazana koyup üç gün üç gece kaynatarak sınadınız. Birşey olmadım. Şimdi de ateşe girdiriyorsunuz Bu keşiş, sizin dininizin ulusu. Gelsin, o da benimle girsin. Hangimizin dini haksa belli olur. kimsenin şüphesi kalmaz. Kavus Han’ın yanındaki beyler keşişin yüzüne bakıp, “Ey din ulusu.” Dediler. Ne dersin? Derviş, beraber girmeye davet ediyorum seni. Keşiş beylerin yanında olmaz demeye utandı. “Peki” dedi. Gideyim de hangimizin dini kuvvetli belli olsun, bilinsin. BİZE PARMAKLARINI VERDİ GÖNLÜNÜ VERMEDİ Bunun üzerine Can Baba, keşişin eline yapıştı ateşe yürüdü. Keşiş, giderken Karadolu Can Baba ya, -“Ey geçek er.” Dedi. -“Nolacağımı biliyorum. Oğlancıklarım sana emanet. Her ikisi de beraberce ateşe girdiler. Üç gün üç gece ateşin içinde kaldılar. Dördüncü günü han la beyler, keşişin hali ne oldu acaba diye ateşin bulunduğu yere geldiler. Baktılar ki Karadonlu Can Baba,yalnızca ateşin içinden çıkageldi. Doğruca Kavus Han’ın yanına varıp avcunu açtı. Keşişin parmaklarını yere koydu. Kavus Han, “Keşiş ne oldu. Belirmedi,”dedi. Karadolu Can Baba, bize parmaklarını verdi. Gönlünü vermedi, gönlünü verseydi bir şey olmazdı buyurdu. O ZEHİRİ MEY NİYETİNE İÇTİ Kavus Han emretti, Karadolu Can Baba’yı Hatununun yanına götürdüler. Hatun, Kavus Han, seni üç gün kazana koyup kaynatmış birşey olmamışsın. Üç gün üç gece ateş içinde kalmışsın, birşey olmamışsın. Şimdide benim elimden şu bir kadeh zehirini iç gene hiçbirşey olmazsan sana biz de inanırız dinine gireriz dedi. Karadonlu Can Baba, bir iki demeden Hatun’un elinden zehri aldı. İçti Tanrı’nın inayetiyle, Tanrı elçisinin mucizeleriyle ve erenlerin himmetiyle hiç birşey olmadı. Kavus Han’la yanındakiler, bunu da görünce inandılar. Hiçbir şüpheleri kalmadı. İmana geldiler. Bundan sonra Kavus Han, ulu beylerle danıştı. Önce dedi. Dinimiz başkaydı. Savaşıp memleket alalım halkı dinimize döndürelim derdik. Halbuki şimdi Müslüman olduk erenlerin dinine girdik. Müslümanın, müslümana kılıç sallaması doğru değildir Fakat yerimize dönersek atamla savaşa gireriz. Atam, bizim dinimize dönmez biz de artık onun dinine dönemeyiz Doğrusu şu: Rum ülkesi padişahına elçi yollayalım. Onunla birleşelim yurt isteyelim. Ona arka olalım. Din düşmanlarıyla savaşalım. Hepsi, bunu doğru buldu. Han, Kılıç Arsla’,ın oğlu Sultan Alaeddin’e elçi gönderdi, Mektup yolladı. Ben Cengiz Han oğlu Kavus Han’ım. Ordu çekip geldim. Bağdat padişahını altettim. Tutup öldürdüm. Ükesini aldım. Senin de üstüne gelip uğraşmayı kurdum. Fakat Kara donlu Can Baba atlı bir derviş geldi. Beni Rum erenlerinin ulusu Hacı Bektaş yolladı, Müslü man olmadıkça Rum’a girmeye izin yok sana dedi. Ben de sözüne inandım. Keşişime danıştım, falan falan diye olup bitenleri etraflıca anlattı. Müslüman olduklarını, geriye gidemeyeceklerini, kendilerine yetecek kadar kışlak ve yaylak vermesini diledi. Biz göçküncüyüz. Kışın kışlağa inmeyi, yazın yaylaya çıkmayı adet edinmişiz. Bir yerde karar edemeyiz. Göstere ceğim yerlerde oturalım. Hem sana arka oluruz, hem de düşmanlarınla savaşırız . Acem ili senin miş. Ben de Bağdatı zaptettim. Adamını yolla memleketine nasıl hükmedersen Bağdata da hükmet.dedi. Elçi, Sultan Aleaddin’e gelip armağanını sundu. Kavus Han’ın mektubunu verdi. Aleaddin mektubu okuyunca çok sevindi. Vezirleriyle, ulu beyleriyle danıştı. Tatar kavmidir, konmayı, göçmeyi, kışlağa inmeyi, yaylağa çıkmayı adet etmişlerdir. Müslüman olmuşlar, bizlere arka olurlar ne dersiniz dedi. Sonucunda onlara ? Sivas’tan Kayseri’ye, Çorum’dan Ankaraya’ya kadar olan yerleri verdiler. Sivas’ın ve Kayseri’nin ulu dağları yaylaları onun olsun. Malatya ovasında güzelsinler. Beyler, zaten Kavus Han ölünce içlerinde baş çeker kimse kalmaz. Hepsi de sana muti olur dedi. Kavus Han’ın elçisine bunları bildirdiler. Elçi, dönüp Hana olayı anlattı. Han, sevindi neşelendi. Erzincan’dan göçüp Rum ülkesine girdi. Kendisine verilen yerlere kondu. Padişah, vezirler ve beyler, Hünkar’ın kerametiyle Tatar padişahını ve askerini Müslüman ettiğini öğrenince Hünkar’a muhip oldular. Nezirler kurbanlar göndermeye başladılar. Selim Han Gazi oğlu Kılıçarslan’ın oğlu Keyhüsrev’in oğlu Aleaddin, zor bir işe sadaştı mı Hünkâr’a adam gönderir, halini bildirirdi. Hünkâr, ne derse onu yapardı. Bu sayede Alaeddin’in kuvveti arttı…( Oğuzlar İlçesinde metfun bulunan Hünkâr Hacı Bektaş Veli nin halifesi Kara Donlu Can Baba ile ilgili bu menkıbe bu gün hala dillerdedir. Rum diyarı Çorum ve çevresinin o dönem Müslüman ve Türk yurdu yapılmasını anlatır. Gelin Kara Donlu Can Baba yı analım. Adına şölenler şenlikler düzenleyip onun ruhunu şad edelim. Ona el veren ve himmeti ile buralara gönderen Hacı Bektaş Veli nin ışığı tıpkı bir meşale gibi yanmaya devam ediyor. ) Umutlakalın.. * Velayetnâme – Hacı Bektaş Veli **Adil Ali Atalay (Vaktidolu) Ehli Beyt dergisi

Anahtar Kelimeler
Yorum Yaz